Türkiye'nin en büyük şehrinde hala keşvedilmemiş ve insan eliyle tahrib edilmemiş doğal güzellikler bulunuyor.
AYDOS
İstanbul’un en yüksek noktası olan Aydos Tepesi eteklerindeki mesire yeri, günlük dinlenme ve aktiviteler için ideal. Akşam vakti, Adalar üzerinde güneşin batışını seyretmek hiçbir şeye değişilmez. Dört farklı giriş var. Gölet, çevresindeki ekolojik bütünlükle küçük bir Uzungöl manzarası oluşturuyor. Bölgenin piknik sahaları, büfesi ve koşu parkurları da oldukça bakımlı. Ulaşım: E-5 ve TEM bağlantılarıyla Kartal-Yakacık ve Sultanbeyli istikametlerinden. Toplu taşıma araçlarından da yararlanılabilir.
AYVAT
Kağıthane Deresi’nin kollarından Ayvat Deresi üzerinde kurulan bölge, adını, 1765 yılında Osmanlı padişahı 3. Mustafa döneminde yapılan tarihi bentten alıyor. Yabani hayvan türlerinin fazlalığı ile ekolojik açıdan da önemli bir bölge. Doğa ve fotoğraf meraklıları için ideal. Girişteki düzlükler piknik ve dinlenme alanı olarak kullanılabiliyor. Ulaşım: Kemerburgaz’dan Belgrad Ormanları’na giriş kapısı olan Kurtkemeri Giriş Mesiresi’nin içinden geçilerek toprak bir yolla ulaşılıyor
AZİZPAŞA
Maslak, Gültepe, Levent, Kağıthane, Eyüp gibi yerleşim yerlerine yakınlığı, ilginç bitki örtüsü ve geniş piknik alanlarıyla rağbette. Bölgenin girişinde ziyaretçileri düzlükler karşılıyor. İsterseniz buralarda piknik yapabilir, isterseniz biraz daha ileri giderek tepelere çıkabilirsiniz. Tepedeki çimenlik saha, özellikle şirket, dernek, okul ve benzeri grupların aktiviteleri için çok uygun. Kafeteryadan piknik için gerekli malzemeleri temin edebileceğiniz gibi, kafeterya mönüsündeki ızgaralardan da tadabilirsiniz. Ulaşım: Maslak’tan aşağı inen Cendere Yolu üzerinde sağ tarafta.
ELMASBURNU
Karadeniz’in kenarında uzun kumsal, çam ormanı, sessizlik ve yunuslar. Tepeden denizin içine kadar inen kayalıklar, özellikle zıpkınla balık avcılığı için ideal. Koyun karşısındaki Martı Adası’nda çok sayıda deniz kuşu var.
FATİH ORMANI
Şehir merkezine çok yakın. 1500 dönüme yayılan gür ağaçları ve rekreasyon alanlarıyla günün her saatinde gezmeye açık. İster giriş bölümündeki kafeteryada bir şeyler atıştırıp yürüyüşe çıkın, isterseniz ana yolu takip ederek ormanın derinliklerine inin. İsterseniz beğendiğiniz bir piknik masasında güzel bir sofra kurun. Bisiklet tutkunları için de ideal. Ayrıca çocuklar için tesisin girişinde geniş çocuk bahçesi var. Ulaşım: Tesise, Maslak Büyükdere Caddesi-Sarıyer Yolu üzerindeki Bahçeköy tabelasından 3 km sonra ulaşılıyor. Alt giriş ise Şişli-Ayazağa yönünde.
GAZİ MAHALLESİ
İstanbul’un dışına çıkmadan güzel bir gün geçirmek isteyenler için ideal. Alibeyköy Barajı olarak da bilinen mesire yeri, Gazi Mahallesi, Alibeyköy ve Yeşilpınar gibi yerleşimlere sınır, 785 dönüm üzerine kurulu. Yürüyüş ve piknik için uygun. Baraj gölünün kıyısında. Gün batımı manzarasının çok güzel izlendiği baraj gölünde balık avlamak, suya girmek yasak.
İMRAHOR
Omanlık arazinin korunması ve su kaynaklarının değerlendirilmesi amacıyla kurulan İmrahor Göleti, aynı adı taşıyan yerleşim yerine de çok yakın. Bitki ve canlı türleriyle neredeyse doğal bir park. Mavi ve yeşilin iç içe girdiği bir alan. Göl kıyısındaki oturma ve yürüyüş alanları, hafta sonları başta aileler olmak üzere, okul, dernek ve şirket grupları tarafından tercih ediliyor. İmrahor Göleti’nde suya girilmesine ve balık tutulmasına izin verilmiyor. Ulaşım: Bölgeye Gaziosmanpaşa’dan Tayakadın’a giden ana yolun 5. kilometresindeki İmrahor Köyü sapağından stabilize yolu takip ederek ulaşılabiliyor.
İNCEĞİZ
İstanbul’da tarihin ve tabiatın cömert davrandığı şirin bir vadi arıyorsanız, İnceğiz tam size göre. Çatalca’nın yaklaşık 2500 yıl önce ilk kurulduğu bölgede. Cenevizlilerin 9. yüzyılda yüksek kayalara oyduğu üç büyük mağara ve göğe uzanan ağaçlarla kaplı. Bölgedeki piknik sahasının hemen yanından dere geçiyor. Ulaşım: İnceğiz Mesire Yeri’ne, Çatalca’dan Subaşı’na giden asfalt yolun 3. kilometresinden sola dönerek, yaklaşık 6 kilometre gittikten sonra ulaşılıyor.
KAYMAKDONDURAN
Beykoz’da, Osmanlı döneminin ünlü Kanije Beylerbeyi Ahmet Paşa tarafından yaptırılan çeşmesinin soğuk suyuyla meşhur. Ahşap masalarla donatılmış çimenliklerde harika bir piknik yapabilir ya da küçük büfenin mönüsünü deneyebilirsiniz. 650 dönümlük mesire yerinde, 200 yaşındaki anıt ağaçlar hayranlık verici. Sonbaharda bol bol kestane toplayabileceğiniz bu alanda sincaplarla karşılaşmak da hoş olabilir. Ulaşım: Bölgeye Beykoz-Akbaba Köyü istikametinden 3 kilometre sonra ulaşılabiliyor.
MARMARACIK
Yunanlı Yorgo Dimopulos, alevler ile tam 17 saat mücadele ettikten sonra kendi yaptığı 300 litre şarabı Karadeniz kıyısında küçük bir koyda sırtını çam ağaçlarına dayamış bir bölge. Balık tutmak, yüzmek, doğa yürüyüşleri, kamp, plaj gibi olanaklarıyla son zamanlarda özellikle gençlerin gözdesi. Bölgede ahşap evler, kır kahvesi, lokanta, mini golf sahası ve yelken tesisleri de var. Bir dönem Volkswagen otomobil tutkunlarının toplanma yeri olarak ünlenen bölge, görsel güzelliğiyle film ve fotoğraf çalışmaları için de uygun. Ulaşım: Marmaracık Koyu’na Sarıyer üzerinden ulaşılan Rumeli Kavağı’nı geçtikten sonra sola dönüp sahili takip ederek ulaşabilirsiniz..
ÇİLİNGOZ
Karadeniz kıyısında uzun ve geniş beyaz bir kumsal. Dalgaların şekillendirdiği kayalıkların arasından denize karışan bir dere. Ve bu güzel tabloyu tamamlayan yeşil bir örtü... İşte Çilingoz mesire yeri. İster kendinizi sıcak kumsala atın, ister sadece bu yöreye özgü "longos" tabir edilen bitki ve ağaç zenginliğini keşfetmek için yürüyüşe çıkın. Çilingoz, balık tutma meraklılarının da tercihi. Özellikle akşam güneş battığında çadır ve bungalov önündeki sohbetlerin tadına doyamayacaksınız.
Kırklareli’nin sürprizleri Kıyıköy, İğneada, Dupnisa Mağarası, Yıldız Dağları, sayısız göl ve dereleri, saklı koyları ile Kırklareli, doğal ve tarihi güzelliklerini paylaşmaya hazır.
Kendinden pek söz ettirmez Kırklareli. Trakya’nın bir ucunda, Türkiye’nin Bulgaristan sınırında kendi halinde bir kent görüntüsündedir. Öyledir de zaten, ama gösterdiğinden çok daha fazlasını bünyesinde barındırır. Doğa ve tarihten gelen birçok güzelliğe sahip Kırklareli’nde yerin altı da, üstü de değerlidir, önemli ve görülmeye değerdir. Kırklareli koruma altına alınmış doğal alanları, ormanları, denizi ve mağaralarıyla huzur arayanların coğrafyasıdır.
İĞNEADA’NIN ALTIN KUMSALI Tabiat Kırklareli’nden bereketini esirgememiş. Yıldız (Istranca) Dağları’nın Karadeniz’e bakan yamaçları sık bir orman örtüsü ile kaplıdır. Ağırlık kayın ağaçlarındayken, kaynağını buradan alıp Kıyıköy’de denize dökülen akarsuların açmış olduğu vadiler Çoruh meşesi (Quercus dschorochensis), Macar meşesi (Quercus frainetto) ve saçlı meşe (Quercus cerris) ile kaplıdır. İğneada’nın doğusunda ve güneyinde kıyı kumulları ile nemli alüvyal tabanları kaplayan ‘longoz’ denilen orman topluluğu da bulunuyor. Yöre sulak alanlar bakımından da alabildiğine bereketli. Bir tarafta Mert, diğer yanda Erikli gölleri İğneada’ya değer kazandırıyor. Koruma altına alınan göl sayısı iki taneyle sınırlı değil, beş tane daha bulunuyor; Hamam, Pedina, Saka, Sülüklü ve Ramana ile İğneada, Bolu Yedigöller’e rakip haline geliyor. Söz artık İğneada’ya geldi. Yöre yaklaşık 50 metre genişliğinde, 10 kilometre uzunluğunda ince kumlu bir sahile sahip. Bölgenin, kuzey rüzgârlarına kapalı, yaz aylarında sakin ve dalgasız, 150 metreye kadar sığ denizi bulunuyor. Sahil hakkında kumların arasında altın zerrecikleri olduğunun tespit edildiğine dair rivayetler de eksik değil. İğneada’ya gidecekler bu altın kumsalda güneşlenme ayrılacağına sahip. Tabii gireceğiniz suyun Karadeniz olduğunu, sakin görüntüsünün altında bıçkın bir delikanlı ruhu taşıdığını ve kimi zaman hiç şaka yapmadığını unutmayın. Bu yüzden İğneada ve Kıyıköy sahillerindeki görevlilerin tecrübeli gözleri, denizdeki ufak işaretleri okuyarak gereken zamanda denizden çıkılması uyarısını yapıyorlar. Gelen dalgaların kıyıya vurduktan sonra yarattığı anaforların zemindeki kumlarda derin oyuklar açması olumsuz sonuçlara yol açabiliyor.
DUPNİSA MAĞARASI Demirköy ilçesinin Sarpdere köyü yakınlarındaki Dupnisa Mağarası iç içe geçmiş birkaç mağaradan oluşuyor, Sulu ve Kuru Mağara olarak ikiye ayrılıyor. İçinde yapılan yürüyüşte sarkıt ve dikitlerin büyüsüne kapılmamak elde değil. Mağara 2003 yılında turizme açıldı. Yeraltı nehrinin ve derin göllerin bulunduğu bölümleri, macera ve doğa sporları tutkunu olan ve özellikle mağaracılık donanımına sahip kişilerin yoğun ilgisini çekiyor.
KIYIKÖY, HER MEVSİM GÜZEL İmparator Neron’un, Trakya Valisi olduğu yıllarda tatil için geldiği, geçmişin Salmidores’i Kıyıköy, Pabuçdere ve Kazan dere arasında, tepe üzerine kurulmuş, antik çağlardan kalan bir yerleşim yeri. Derelerin her ikisi de birinci derece doğal SİT alanı olarak tescilli. Alabalık, sazan ve kefal balıklarını barındırıyor, motorla ya da kayıkla gezinti yapılmasına olanak sağlıyorlar. Bir zamanlar Midye adını da almış yöre kıyısı, hırçın Karadeniz’in oyduğu alanlar, geçmişte korsanlar tarafından kullanılan mağaralar ve ilginç biçimli anıt kayalarla bezeli. Beldenin girişindeki Bizans’ın Saray Kapısı ile nehir kıyısındaki kayaya oyulmuş Aya Nikola Manastırı 3. yüzyılda yapılmış kolon kabartmaları, işlemeli sütunları ve kubbesiyle görülmeye değer. Kıyıköy’ün çevresinde hem kolay hem zorlu, çeşitli uzunluklarda yürüyüş parkurları da bulunuyor.
MÜKELLEF BİR BALIK SOFRASI Karadeniz kıyısında olması ve zengin su kaynaklarının varlığı, Kırklareli ziyaretçisine mönü olarak en güzel balıkları sunuyor. Akarsu ve göletlerde olta balıkçılığı yapılırken, alabalık, kefal, miryana ve sazan en sık avlanan türler. Alabalık, özellikle Dereköy, Balaban, Dolapdere, Karadere, Kula, Çağlayık, Kazan ve Pabuçdere’deki doğal ortamlarda bol miktarda bulunuyor. Saka Gölü Longozu ‘Yaban Hayatı Koruma Sahası’, Kazandere ve Pabuçdere’nin yukarı kısımları ise doğal alabalık üretiminin artması, avlanmanın kontrol altına alınması amacıyla ‘Alabalık Koruma Sahası’ olarak tespit edilmiş. Yöre balıkçıları da denizden barbun, kalkan, lüfer, istavrit, hamsi, mezgit, kırlangıç, tekir gibi balıkları ve pavurya, midye gibi kabukluları da mevsiminde yakalayıp sofralara taşıyor. Özellikle İğneada ve Kıyıköy, mükellef bir balık sofrası için kusursuz ortam sunuyor. İğneada’da hemen denizin kıyısında, Kıyıköy’de ise tepede bulunup Karadeniz’i yukarılardan seyreden, kır gazinosu havası taşıyan balık restoranları oldukça keyifli. SAKLI KOYLAR Kıyıköy’ün çevresinde küçük ve güzel koylar bulunuyor. Kalabalıkla kirlenmemesi için adı pek dillendirilmeyen, tropikal ormanları anımsatan bir yeşilliğin içinden geçilerek ulaşılan, bir kilometrelik koya kurulu, kumsalı İğneada’ya dek uzanan Panayır Sahili bunlardan birisi. Bir diğeriyse ağaçların denizle birleşecek kadar sık ve yayılmış olduğu Kastro. Kırklareli’nin son sürprizi Çamlıkoy ise göz alabildiğine uzanan kumsalı ve zengin bir bitki örtüsü ile şaşırtıcı. Ladin, dişbudak ve çam ağaçlarıyla çevrili, nilüferlerle kaplı durgun dere koyu süslüyor. Derenin ortasında bulunan ince uzun ada ile sahilden biraz açıktaki ada, manzarayı tamamlıyor. Her üç koyda da konaklamak için kamp alanları bulunuyor. Otel, pansiyon aramayın. O imkânlar sadece İğneada ve Kıyıköy’de mevcut. Kamp yapmak Kırklareli insanın en sevdiği etkinlerin başında geliyor. Özellikle kent halkı yazın neredeyse tamamını burada geçiriyor. Aralarına karışıp, güzelliklerini pek de fazla lanse etmeyen Kırklareli’nin sürprizlerini tatmak ise sadece harekete geçmeye bakıyor.
28/4/2008 - BONCUKLU SU KABAGINDAN AVİZE(LAGENARİA RİCERARİA)YAPIMI
Kategori:
ALTIN METALİK RENKLE MODELİ BELİRLEDİM RENK RENK BONCUK TAKTIM,VERNİKLEDİM.SONUÇ BÖYLE GÜZEL OLUNCA HAYRAN OLMAMAK MÜMKÜN DEİL.BU AVİZELERİ YAZLIK BAHCEMIN AYDINLATILMASINDA GÖRSEL OLARAK RENK RENK PARLAYAN BONCUKLAR EHH GERİSİ ÇOK GÜZEL OLACAK DİMİ...
BİRAZ SABIR BİRAZ UGRAŞ İSTİO,FAKAT ÇOK SEVEREK YAPIYORUM.YEGENİM ALANYADAN ALMIŞ BENDE ONUN AVİZESİNDEN ESİNLENEREK BU MODELİ YAPTIM.YAKINDA İŞ OLARAK YAPMAYIDÜŞÜNEBİLİRİM BU İŞ BENİ SARDI....
ÇİZİP YAPCAGIM ŞEKLE GÖRE DELMİŞ OLDUGUM SU KABAGI,SUSAK.BOYANIP BONCUKLARI TAKILMAYA HAZIR.TABİ EN SON AHSAP VERNİGİNİ ATINCA YUKARDAKİ DURUMA GELECEK.